Süngerlerin Tanımı ve Tarihçesi
  SÜNGERLERİN KULLANIM ALANLARI
  Süngerlerin İnsanlığa Faydaları
  Süngerlerin Biyolojik Özellikleri
  DENİZ SÜNGERLERİNİN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ
  YAŞAM BOYU SADAKATİN SİMGESİ NAZAR SÜNGERLERİ
  DENİZ SÜNGERLERİNİN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Süngerlerin İnsanlığa Faydaları

Süngerlerden Kansere Karşı İlaç Üretilecek
Deniz süngerlerinde kanseri tedavi edici kimyasal maddeler tespit edilmesi, ilaç firmalarını da harekete geçirdi. Avustralya Deniz Araştırmaları Kuruluşu (AIMS) yetkilileri ve bir ilaç firmasının, süngerlerden elde edilecek maddelerden kansere karşı ilaç üretmek için anlaşmaya vardıkları belirtildi.

Avustralya Deniz Araştırmaları Kuruluşu (AIMS) yetkilileri, süngerlerden elde edilen maddelerin sağlam hücrelere zarar vermeden bir veya iki tip kanser hücresini yok ettiğini belirttiler. Bu kuruluşta görevli Lyndon Llewellyn, göğüs kanseri veya kan kanserine karşı potansiyel etki gösteren organizmalar belirlediklerini kaydederek, “Bu organizmaların içindeki kimyasal maddeler hücreleri öldürüyor. Bunlardan bazıları şimdiden tanımlandı ve klinik öncesi aşamadalar” diye konuştu.
Aims News

Süngerden Kansere Çözüm Arayışları
Denizlerde üreyen sünger ve bakterilerin, eklem iltihabı ve kansere karşı etkili bir ilacın yapımında kullanılabileceği yolunda umut verici bulgular elde edildi. ‘Denizlerdeki mikropların yararlarının henüz keşfedilmediğine’ işaret eden ‘National Sea Grant’ adlı kuruluşun sözcüsü Linda Kupfer, bu tür ilaçların yakında piyasaya çıkabileceğini söyledi. ‘Okyanuslardaki canlı organizmaların, milyonlarca yıldır kendilerini hastalıklardan korumak amacıyla kimyasal savunma yöntemleri kullandıklarını’ belirten California Scripps Enstitüsü yetkilisi W.Fenical ise, ilaç firmalarının, şimdiye kadar karada yetişen bitkilerden yararlanarak antibiyotik, ağrı kesici ve kanser ilacı ürettiklerini, ancak bu kaynakların artık tükendiğini kaydetti. Florida Okyanus Araştırmaları Enstitüsü'nden S.Pompani'ye göre ise, bir süngerin, içine giren bir parazitin hızla üreyen hücrelerini öldürmek için başvurduğu kimyasal savunma yöntemi, insan vücudundaki kanserli hücrelerin yok edilmesinde kullanılabilecek. (Associated Press June 21, 1998)

Tıp, Süngerlerin Kimyasal Etkilerinin İzinde
Süngerlerin bir bölümü zehirli kimyasal bileşikler üretebilirler. Zehir, süngerlerin avcılardan korunmalarını sağlayan bir savunma aracıdır. Süngerlerin bu zehirli kimyasal salgıları onları yalnızca avcılardan korumakla kalmaz; saldırgan kabuklu hayvanlara karşı da bir savunma oluşturmalarını sağlar.

Süngerlerden binlerce yıldır yararlanılmaktadır. Günümüzde en önemli kullanım alanı ilaç endüstrisidir. Süngerlerin ürettiği zehirler, insan vücudundaki değişik sistemleri değişik yollardan etkilerler ve doğru miktarda kullanıldığında bu zehirler ilaç etkisi göstererek tedavi edici olarak kullanılırlar.

Süngerlerin zehirli kimyasal bileşikler bakımından zengin olduğunu keşfeden bilim adamlarından birine, bunu nasıl fark ettikleri sorulduğunda verdiği yanıt oldukça ilginçtir: “Su altındaki kayalıklara indiğimizde, iyi korunmayan canlıların, kendi kimyasal korunma mekanizmalarıyla yaşamlarını sürdürebileceklerini fark ettik. Bu organizmalar, bir kabuk ya da iğne yardımıyla ya da kaçarak korunmaya çalışmaktan çok, kendilerini kimyasal yollarla savunuyorlardı”. Burada kimyasal yolları üreten, laboratuvarda çalışan bir bilim adamı değil, bir deniz süngeridir. Elbette hiçbir akla sahip olmayan bu canlının kendini kimyasal yolla savunmayı düşünebilmesi ve bu hedefe yönelik kimyasalları üretebilmesi mümkün değildir. Onun da diğer tüm canlılar gibi Yüce Rabbimiz’in ilhamıyla hareket ettiği son derece açıktır.

Süngerlerin Kimyasal Etkilerinden Tıp Nasıl Faydalanıyor?
Yapılan araştırmalarda bir sünger türünde bulunan ve AS-2 adı verilen molekülün, kanserin ilerlemesine yol açan hücre bölünmesini engellediğine ilişkin sonuçlar elde edildi. Daha sonra yapılan araştırmalardan da benzer sonuçlar alındı ve;

Dysidea frondosa adlı pasifik süngerinden elde edilen bir bileşiğin ateş düşürücü,
Phahertis simplex adlı türün ürettiği kimyasal bileşiklerinse organ naklinden sonra vücutta ortaya çıkabilecek olumsuz tepkileri azaltıcı etkilerinin olduğu saptandı.
Süngerlerin, kalp-damar, mide-bağırsak hastalıkları ve tümör oluşumunu engelleyen kimyasal bileşikleri ilaç yapımında kullanılmaktadır. Bakterilerle beslenen süngerlerin, süzdükleri suda bulunan bakterilere karşı çok güçlü bir bağışıklık sistemleri olduğunu fark eden bilim adamları, bu antibiyotik etkiyi insan sağlığı yararına kullanmanın yollarını da bulmuşlardır.
Süngerlerle ilgili yapılan çalışmalarda, immüno süpresif (savunma sistemini baskılayan), anti enflamatuar (iltihap önleyici), antikanser, antibiyotik ve analjezik (ağrı kesici) etkili maddelerin muhafaza edildiğini ifade eden bilim adamları; klinik çalışmaları tamamlanmak üzere olan ve kanser tedavisinde kullanılacak olan yeni bir ilacın bu yıl içinde yani 2006 yılında piyasaya çıkacağını da belirtmişlerdir.


Süngerlerdeki Nano-Teknoloji
Dünyanın en iyi malzemecileriyle kimyagerlerini yıllardır uğraştıran bir problemin çözümünde, birçoğumuzun bitki mi, hayvan mı olduğu konusunda tereddüt yaşadığı süngerler ilham vesilesi oldu.

Silisyum (Si) gibi basit inorganik maddeleri kullanarak karmaşık mikro (metrenin milyonda biri) ve nano (metrenin milyarda biri) yapıları elde etme çalışmaları bilim adamlarını uğraştırmaktaydı. Transistor gibi mikro ölçekli bir âleti îmâl edebilmek için, silisyum tabakasından kesme yapmak gibi pahalı ve zor bir işlem gerekmekteydi. Bu tür yapıların îmâlinde karşılaşılan problemlerin çözümünde bir tür deniz süngeri (Tethya aurantia) ilhama vesile oldu (Şekil 1).

Tabiatta her canlıya olduğu gibi, deniz süngerlerine de, hayatî fonksiyonları için gerekli kimyevî bileşikleri usta bir kimyager gibi tam istenen nispette sentezleme ve kullanma kabiliyeti verilmiştir. Deniz süngeri, silisik asidi, denizin birkaç yüz metre altında içinde bulunduğu sudan elde eder. Bu asit, kimyevî enerjinin yüksek verimlilikle kullanıldığı ve silicatein enziminin katalizör olarak iş gördüğü bir mekanizmayla silisyum dioksit veya silikaya dönüştürülür ve bundan üç boyutlu mükemmel yapılar inşa edilir.
Bu işlemin en dikkat çekici yanı, insanların karmaşık inorganik yapıları inşa ederken kullandıkları zehirli kimyevî maddelere ve yüksek sıcaklıklara gerek olmamasıdır.

 

Deniz süngerlerine yarı iletken malzemelerin îmâli ile uğraşan mühendislerden çok daha verimli bir şekilde karmaşık yapılar inşa etme kabiliyeti verilmiştir. Süngerin dış dokusu çıkarıldığında 2 mm uzunluğunda ve insan saçından daha ince cam iğnecikler şeklinde bu iskelet yapısı görünür hâle gelir.
Süngerler, odacıklarının çokluğuna ve aralarındaki kanal sistemlerinin giriftliğine göre üç tipe ayrılır: Birim hacimde odacık ve kanal sayısı fazla olanlar en makbul süngerlerdir.

 

Süngerlerin bünyesindeki nano ölçekli yapılanmanın ne kadar harikulade olduğunu sünger-su münasebeti ile daha yakından anlayabiliriz. Ağırlığı birkaç yüz miligram olan (gram bile değil), ele sığabilecek büyüklükteki bir sünger suya batırılıp çıkarıldığında, kendi ağırlığının binlerce katı suyun süngerde tutulmuş olduğu görülür. Bu, süngerin bünyesinde gözle görülemeyecek kadar küçük ve sayılamayacak kadar çok sayıda nano boşluğun mevcut olduğunu, bu küçük kılcal mesafelerde su ile sünger malzemesi arasındaki adhezyon ve yüzey gerilim kuvvetlerinin büyük rol oynadığını gösterir. Süngere boyundan büyük iş yaptıran İlim ve Kudret sıfatlarının bir tecellisidir bu aynı zamanda.

Bazı biyologlar tarafından basit yapılı hayvan sınıflamasına tâbi tutulan (aslında sadece hücre sayısı ve organizasyonu bakımından böyledir) deniz süngerlerine, bilgisayar mikroçipleri ve güneş pili gibi ileri teknoloji ürünlerini îmâl etmede kolaylık sağlayacak hususiyetler bahşedilmiştir.

 

Deniz süngerlerinden ilhamla ışığı elektriğe çevirebilecek şaşırtıcı elektronik özelliklere sahip yarı-iletkenler üzerinde çalışmaktalar. Bu yeni tekniğin en önemli uygulama alanı daha verimli çalışabilen fotovoltaik güneş pilleri olacaktır. Hâlihazırda güneş pilleri, çok fazla enerjinin gerektiği yüksek sıcaklık ve düşük basınçta îmâl edilmektedir. Hâlbuki deniz süngerine öğretilen ve yüksek enerji verimliliğiyle gerçekleştirilen işlemde, yoğun enerji gerektiren şartlara ihtiyaç yoktur. Deniz süngerinde görülen hususiyet taklit edilerek ve silisyum yerine çinko oksit kullanılarak basit ve ucuz güneş pillerinin üretilebilmesi mümkün olmuştur. Böylece, yoğun enerjiye ihtiyaç duyan milyar dolarlık yarı-iletken malzemelerin üretildiği fabrikaların yerini, ileride reaksiyon tekneleri gibi küçük atölyelerin alması söz konusu olabilecektir.

Bilim ve teknolojinin gelişmesinde canlılar âlemi hep ufuk açıcı ve yol gösterici olmuştur. Bunu şuurlu bir tefekküre dönüştürebilmek için, canlılar âlemine farklı bir niyet ve nazarla bakmak gerekmektedir.

 

Prof.Dr. M.Sami POLATÖZ